Bu yazı toplamda 47, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Sıcak bir ilkbahar akşamı Üsküdar…
Suare olmuş koşuşturmalar ve vapur iskelesinde duran kalabalık.
Yan yana, birbirlerinden habersiz susarak konuşan insanlar,
Gözlerimin önüne koyulmuş ve beni sakinleştirmek için çırpınan martılar,
Hepsi bir riyadan ibaretti…
En az yaşadıklarım kadar tanıdık bir yabancıyım herkese.
Günbatımına yakın mehtabı seyre dalan gözlerim; Ağlamaklı!
Beş parasız! Bir kıyıdan baktım Dünyaya…
Güneşin son ışıklarını yüzüme hafifçe dokundurduğu bir İstanbul günü,
Beyoğlu’na gittim…
Belki de özlemini çektiğim her şey hala buradadır.
Bir yerlerdedir yâda yerle bir…
Son kahkaham nerede kesildi kim bilir.
Buraya en son gelişim Temmuz’un son günleriydi.
Şimdilerde her şey olgunlaşmış ama her yer aynı…
Hayatımın en kararsız olduğu günleri yaşıyorum.
Hatıraları kendimden uzak tutamıyorum bilakis bergüzarım.
Ama koymuyor bana.
Terk edilmiş ve masum Beyoğlu anıları işte.
Bir zamanlar hayallerimle yarattığım o mutlu günlerden geriye müphem hatıralar kalmış.
Aslında hepsi bir yürek postası tarzında yaşanmış zamanlardı.
O çevresinde uçuşan güzel sözcüklerin hedefiydi,
Bense onların çemberinde kıstırılmış ve boğazlanmış durumda çırpınırdım.
Aynı evde yaşayan iki yabancı gibi, gelip giderdik.
Ara sıra kapı gürültüleri bu sessizliği bozardı…
Şimdi her şey bir sır. Her şey bir muadele içinde.
Neyi nasıl anlatabilirim ki?
Etrafımda olan her şey, bir mukabele gibi yakın duran bu Metropol günleri,
En tatlı ve baştan çıkarıcı kokusuyla geçmişin üzerini örtüyor.
İnsanlar mevsim gibi zamansız anlarda ayrılıyor birbirlerinden.
Çok zaman geçmiş buraları terk edeli.
Bir gün döndüğümde ne sevdiğim kişilerin yüzleri nede kendi yüzüm aynı idi…
Balık Hayri manavını kapatmış, Dostlar market devir yapmış.
Bizim evin yeni kiracıları ise bir grup İtalyan. Vay anasını!
“Abi sen giderken her şeyi beraberinde götürdün” demişti Nihat…
Üzülme bizim suçumuz değil!
Son çırpınışlardır bunlar…
Çünkü hiçbir şey eskisi gibi değil!
Ve hiç kimse…
Oysa bir insanı sevmekle başlardı her şey.
Burada güzel olan her şey bir insanı sevmekle bitiyor!
Maalesef…
Bugün geçmişimle yeniden yüzleşmiş gibiydim.
Buz gibi idi her şey. Donmuş, ıssız ve terk edilmiş bir sessizlik içinde.
Etrafa yayılmış ıslak, tozlanmış, içlerinde ne yazdığı bilinmeyen kâğıt topakları.
Ve buralar artık tarihe geçici değil, bir olasılık daha yok.
Her şey hüküm giymiş, kelepçeli bir vaziyette, kalanı yaşıyoruz.
Şimdi birçok şeyi yeniden hatırlıyorum.
Ben bir hiç kimseyim.
Bu mavi şehirde kaybolmuş bir kutup yıldızı gibi,
Hayatın bana verdiği keşfedilmemiş bir geçmişi yaşıyorum.
Ve kimseye ait değilim…
Müzikle Beraber:
“Bir anlık cennetti yakaladığın,
içimde mavi sevdalardan kalma. İstanbul’a dair…”
Son metropol rüyası “ergin borobey”
Alıntıla